17.7.20

İDRAR KAÇIRMA TEDAVİSİNDE KÖK HÜCRE

İDRAR KAÇIRMA TEDAVİSİNDE
KÖK HÜCRE İÇİN
DAHA ÇOK ARAŞTIRMAYA İHTİYACIMIZ VAR

Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, kök hücre tedavisinin idrar kaçıran tüm hasta gruplarında büyük umut yarattığını ifade etti. Laboratuvar çalışmaları ve hayvan modellerinde belli bir seviyeye gelindiğini belirten Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Bu uygulama kısa dönemde etkili gözükse de uzun dönemde başarısızlıkla sonuçlandı ve hastalarda anlamlı bir fayda elde edilemedi. Henüz hastalarımıza güvenle sunacağımız bir tedavi alternatifi olamadı. Bu konuda daha çok araştırmaya ihtiyacımız olduğu görünüyor." diye konuştu.
Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, kök hücre tedavisi ve idrar kaçırma üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Kök hücre tedavisinin idrar kaçırmaya gelecekte çare olacağıyla ilgili bir şey söylemenin bu noktada çok zor olduğunu belirten Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Şu anda araştırmalar devam ediyor. Ancak tıp alanında hastalar üzerinde henüz rutinde uygulamaya geçemedik.” dedi.
“Kök hücre tedavisinin amacının insan vücudunda işlevini kaybetmiş bir organı ya da onun spesifik bir işlev gören bir kısmını insan vücudunda veya laboratuvar ortamında kök hücrelerin istenilen yönde farklılaşmasını sağlayarak yeniden geliştirmek ve böylece kaybolan organ işlevini yeniden sağlamaktır.” diye açıklayan Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Kök hücre tedavisinin günümüzdeki en başarılı ve geçerli örneği kemik iliği transplantasyonudur. Bunun dışında birçok alanda kök hücre tedavileri üzerinde çalışmalara devam edilmektedir.” diye konuştu.
Fonksiyonel ürolojik hastalıklarda son 30 yılın araştırma konusu
Fonksiyonel ürolojik hastalıklarda, kök hücre tedavileri ve organ mühendisliği son 30 yılın araştırma konusu olduğunu ve 3 grupta yoğunlaştığını ifade eden Prof. Dr. Tufan Tarcan şöyle devam etti: “Erkeklerde sertleşme bozukluğu tedavisi, idrar tutma yeteneğini kaybetmiş çizgili kastan oluşan dış üretral sfinkterin tamiri, depolama veya boşaltma yeteneğini kalıcı olarak kaybetmiş mesane yerine doku mühendisliği ile yeni mesane yapılması şeklinde sıralayabiliriz.”
İlk iki maddede araştırmaların klinik uygulama safhasına geldiğini ancak uzun dönem başarıların henüz elde edilemediğini ifade eden Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Bu tür uygulamaları henüz araştırma safhasında kabul ediyoruz. Diğer taraftan, üçüncü madde yani doku mühendisliği ile yeni mesane yapılması ise henüz laboratuvar ve hayvan deneyleri aşamasında kalmış ve klinik araştırma safhasına geçememiştir.” diye konuştu.
Prof. Dr. Tufan Tarcan, üretral sfinktere kök hücre uygulamasında amaçlanan noktayı ise şu şekilde paylaştı: “Bazı durumlarda idrar tutma mekanizmasının en önemli komponenti olan dış üretral sfinkter zayıflayabiliyor; hatta tamamen işlevini kaybedebiliyor. Sfinkter yapısı zayıfladığında hastalarımız öksürmekle, gülmekle, hapşırmakla ya da hareketle idrar kaçırmaya başlıyor. En çok kadınlarda yaş almakla ve çocuk doğurmakla artan şekilde gördüğümüz bu durum, erkeklerde de prostat kanseri tedavisi için uyguladığımız radikal prostatektomi operasyonları sonrası görülebiliyor. Sfinkter zayıflığına bağlı idrar kaçırma bazen de altta yatan multiple skleroz (MS) veya spina bifida gibi nörolojik hastalıklarda da görülebiliyor. Hatta, bazen sfinkter işlevi tamamen kaybolabiliyor ve bu hastalar mesanelerinde hiç idrar biriktiremiyorlar; devamlı idrar kaçırıyorlar. İdrar toplamak için tasarlanmış ve üretilmiş mesane pedleri bu hasta grubunda ilk çare olarak göze çarpıyor. Ancak bizim amacımız hastayı tam kuru hale getirmek olduğundan, bu konuda uzmanlaşmış merkezlerde komplike ameliyatları gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu nedenle, kök hücre tedavisi ile sfinkter işlevinin yeniden sağlanması, stres veya total idrar kaçıran tüm hasta gruplarında büyük umut yaratıyor. Bu konuda laboratuvar çalışmaları ve hayvan modellerinde belli bir seviyeye gelindi. İnsanlarda da laboratuvar ortamında geliştirilen kas hücreleri sfinkter kası içine enjekte edildi. Ancak bu uygulama kısa dönemde etkili gözükse de uzun dönemde başarısızlıkla sonuçlandı ve hastalarda anlamlı bir fayda elde edilemedi. Dolayısıyla henüz hastalarımıza güvenle sunacağımız bir tedavi alternatifi olamadı. Bu konuda daha çok araştırmaya ihtiyacımız olduğu görünüyor."

Yeni mesane fikri tüm ürologları heyecanlandırıyor
Prof. Dr. Tufan Tarcan sözlerine şöyle devam etti: “Laboratuvarda yeni mesane üretilip hastaya transplante edilmesi fikri tüm ürologları heyecanlandırıyor. Bu araştırmaları duyan hastalarımız da bekleyiş içindeler. Ancak ne yazık ki yeni mesane mühendisliği ile ilgili temel ve klinik çalışmalar başarısız oldu. Başarıya ulaşmak için daha uzun bir zamana ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Kısaca hangi hastalıklarda doku mühendisliği ile geliştirilen yeni mesane uygulamasının çığır açabileceğini özetleyeyim. Özellikle spinal kord yaralanması, spina bifida ve şeker hastalığı gibi durumlarda bazen de açıklanamayan idiyopatik durumlarda mesane depolama ve boşaltım işlevini yitiriyor. Ya da mesane kanseri nedeniyle mesaneyi almak zorunda kalıyoruz. Bu durumlarda bağırsaktan yeni mesane yapmak ve depolama işlevini böylece kurtarmak mümkün ancak bağırsaktan yapılan yeni mesanede mesane duyumu olmuyor ve mesane kasılıp idrarı boşaltamıyor. Bu nedenle temiz aralıklı kateterizasyon yöntemi ile hasta günde 6 kez kendi kendine sondalama uygulayarak mesanesini boşaltıyor. Bu işlem ömür boyu yapılmak zorunda. Eğer doku mühendisliği ile mesanenin duyumu ve kasılmasını sağlayan bir yeni mesane oluşturulabilirse hastalarımız temiz aralıklı kateterizasyon yöntemi ile mesanelerini boşaltmak zorunda kalmayacak ve normal işeme gerçekleşebilecek. Maalesef, doku mühendisliği ile henüz hissedebilen ve kasılabilen bir mesane yapılamadı. Ancak, araştırmalar devam ediyor.”

14.7.20

Çocuklara sosyal medya hesabı kaç yaşında açılmalı?

 

Son günlerde Wayfair isimli sitede çocuk ticareti yapıldığına yönelik iddialar, çocukların sosyal medya kullanımı ve ebeveynlerin bu konudaki tutumlarının sorgulanmasına neden oldu. Çocukların internet ortamında oynadıkları ücretsiz oyunlarda olumsuz içeriklerle karşılaşabildiğine dikkat çeken uzmanlar, çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin önemli tavsiyelerde bulundu. Uzmanlar, çocukların 13 yaşından önce sosyal medya kullanımının önlenmesini tavsiye ediyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi AMATEM Koordinatörü ve Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, sosyal medya ve internet ortamında çocukları olumsuz etkileyen durumlara değindi ve ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.

İnternet çocuklar için tehlike sinyalleri veriyor

İnternetin çocuklar için sınırları olmayan doğru ya da yanlış yoğun bir içerik sağlayıcısı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Sınırların olmayışı aslında büyük tehlike sinyali veriyor. Unutmamak gerekir ki bir şeyi yasakladığımızda genellikle bu çocuklar için anlamsızdır.Teknolojik ürünleri kontrollü kullandırmak yani tehlikelerden uzak tutmaya dikkat etmemiz gerekiyor. Çocukların en sevdiği içeriklerin oyun olduğunu hepimiz biliyoruz. Oyunlara web sitelerinden ya da uygulamalardan ulaşabiliyorlar. Ücretsiz olan oyunlar, çocuklar için çok daha cazip ve genellikle buna başvuruyorlar. Ancak ücretsiz olan oyunlarda karşılarına çıkan reklamlar, onları ücretsiz olan başka web sitelerine yönlendirebiliyor ve müstehcen bazı konuların da zaman zaman oyun arasında görüldüğü de biliniyor” dedi.

Online sohbet imkanı olmayan oyunlar tercih edilmeli

Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Çocuğun oyun oynama ihtiyacını sağlıklı bir şekilde ona sunabilmek için bazı önlemler almak gerekiyor” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Yani internette güvenilir siteler ve güvenilir oyunlar gibi. Reklam içermeyen, olumsuz davranışlara örnek teşkil etmeyen, şiddet ve korku öğeleri barındırmayan, diğer oyunlarla çok fazla online iletişimi olmayan, bu alanda güven kazanmış, mümkünse lisanslı ve bilinir bir yayıncıdan gelenlere dikkat etmek gerekiyor. Online oyunlarda diğer oyuncularla iletişim, yazışma ve konuşma olanağı var. Çocuğun dışarıda tanımadığı biriyle konuşması ne kadar tehlikeli ise online ortamda konuşması da aynı oranda tehlikelidir. Burada tehlike, çocuğun başka çocuk diye iletişime girdiği ama karşı tarafta kötü niyetli bir yetişkinin olabileceği ihtimalidir. Bu kişiler çocuğun duygu ve düşüncelerini manipüle edebilir, yanlış direktifler vererek onu yanlış yönlere itebilir. Bu durum çocuk istismarına kadar gidebilir.”

Sosyal medya 13 yaşından önce kullandırılmamalı

Sosyal ağlar için de yaş sınırları olduğuna dikkat çeken Dilbaz, “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun açıkladığı kurallara göre, çocuklar 13 yaşından önce sosyal medya profili oluşturmamalıdır. Ebeveynlerin de çocukları için sosyal medyada profil oluşturmaları çok uygun ve doğru değildir çünkü o profil üzerindeki bilgilerin daha sonra kötüye kullanımı mümkün olabilir” dedi.

Farkında olmadan tehlike eve alınıyor

“Ebeveynler çocuklarının evde daha emniyette olduklarını sanıyorlar ama pek de öyle olmuyor” diyen Dilbaz, “Ebeveynler, internet aracılığıyla istenmeyen insanların eve girmesini ve çocukların da istemediği yere varmalarına neden oluyor. Yani aslında farkında olmadan tehlikenin evin içinde olması sağlanıyor. Bu nedenle uzmanlar olarak biz genellikle, eğer çocuklar evde internet, bilgisayar başındaysa bunu odalarda kapalı mekanlarda değil, ailenin yaşadığı salonda herkesin görebileceği yerde yapmalarını istiyoruz. İnternet aracılığıyla çocuklar akla gelemeyecek yerlerde akla gelemeyecek aktivitelerde bulunabilir. Hiç tahmin edilemeyecek, istenmeyecek, normalde eve bile alınmayacak insanların kontrolsüz internet ile eve girmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle asla emniyetli değil” dedi.

Arkadaşlık değil ebeveyn rolü üstlenilmeli

Aileler genellikle çocuklarıyla olan ilişkilerinde ‘biz arkadaş gibiyiz’ cümlesini kullandıklarını ifade eden Dilbaz, “Her zaman söylediğimiz bir şey var, lütfen çocuklarınızın arkadaşı olmakla övünmeyin. Çocukların arkadaşı çok fazla ama bir tane anne babası var. Onun için ebeveyn olmak, ebeveyn rolünü üstlenmek çok daha önemli. Arkadaşları ile olan ilişkilerini bilmek bunu takip etmek anlamında değil ama onları tanımak, ilişkinin düzeyini bilmek, birlikte neler yaptıklarına nerelere gittiklerini bilebilecek kadar yakın bir ebeveyn olmak önemli. Burada önemli olan cümle ‘yakın bir ebeveyn olmak’. Bazen GPS kullanıldığını görüyoruz. Tabii ki bu anlamda söylemiyorum ama çocukla güvenli bir ilişki kurulabilirse kiminle nereye gittiği ve nasıl davrandığı konusunda bilgi verecektir. Çocukları çok küçüklükten itibaren yalan söylememenin, emek vermenin önemli olduğunu, erdemli ve değerli davranışlar konusunda doğru yetiştirmek çok önemli” dedi.

Oynayacağı oyuna birlikte karar verin

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, çocukların internet, sosyal medya kullanımı ve oyun tercihleri ile ilgili ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu;

- Çocuğunuzla iletişim içinde olmalısınız, çocuğunuzun sizinle güvenli bir ilişkisi olmalı. Eğer sürekli onu takip eden ve baskılayan bir ebeveynseniz çocuğunuz birçok konuda sizden gizli hareket edecektir.

- Size danışabileceği herhangi bir tehdit karşısında konuşabileceği bir ortam sağlamak gerekir.

- Bir şekilde kendisi ile iletişime geçmeyi başaran biri olursa da hiçbir biçimde yanıt vermeden doğrudan bu bilgiyi sizinle paylaşması gerektiğini bilmelidir.

- Çocuğa hayal ile gerçek arasındaki farkın anlatılması ve bilinçlendirilmesi gerekiyor. Yani oyun oynama sırasında karşısına gelen korkunç çirkin görüntülerin aslında bir hayal olduğu gerçek olmadığı, kendini korkutan kendine tehdit olabilen içerikler olduğunda da bu içeriğe devam etmemelidir.

- Normal hayatta nasıl dışarıda tanımadığı insanlarla konuşmuyorsa, sosyal ortamda da internette hiç tanımadığı bilmediği insanlarla sesli ya da görüntülü görüşme yapmasının uygun olmadığı çocuklara anlatılmalıdır.

- Ayrıca aile filtreleri ve güvenlik yazılımları kullanılmalı. Özellikle korku, şiddet, müstehcen içerikleri filtrelemek gerekiyor.

- Önlemler alındıktan sonra bile yine de çok güvende olunduğu düşünülmemeli, çocukla sürekli iletişim halinde olarak, internette neler yaptığı, kiminle konuştuğu, hangi sitelere girdiği konusunda takipte olunmalıdır.

- Unutmayın takip etmek gerekir. Çocuklarınızla iletişim içinde olduğunuzda size öğretmesini istediğiniz konuda bilgi isteyin ondan. Ebeveynlerine bir şey öğretmekten zevk alacaklarını ve bu zamanı sizinle iyi geçireceklerini bilelim.

- Çocukların istek ve ihtiyaçlarını görmezden gelmememiz gerektiğini, interneti yasaklamak yerine onları buna yönelik bir ihtiyacı olduğu yani gün içinde arkadaş edinme, farklı bilgiler alma, video izleme gibi ihtiyaçları olduğunu bilmek gerekiyor.

- İndirmek istediği herhangi bir oyun varsa bile bu oyuna birlikte karar vermeli, araştırma yaptıktan sonra karar vererek, hatta ilk oyun birlikte oynanmalı.

21.4.20

Yeni Trend: Kanada Smokini

Kanada Smokini nedir?


Aslında, tamlama olarak bizim eskiden beri yazıp çizdiğimiz 'denim on denim' ya da 'kot üzerine kot' giymek eylemini karşılıyor. Lakin, neden Kanada smokini deniliyor? Şöyle biraz düşününce Kanada smokini denilen tarzın daha çok Amerikalılar tarafından giyilmesi de insanı düşündürüyor hani... Ancak mevzuyu Google'a açtığımda, bu trendin bambaşka bir hikayesi olduğunu öğrendim. O halde, buyurun Kanada tuxedo'sunun hikayesine...

Yıl 1951... Dünyaca ünlü Amerikalı şarkıcı Bing Crosby, Kanada'da bulunduğu sırada bir otele giriş yapmak istiyor ancak otele girişi engelleniyor. Otele alınmamasının sebebi ise baştan ayağa jean kıyafetler giymesi... Bir süre sonra otelin ünlü şarkıcıyı tanımasıyla olay tatlıya bağlanmış ve bir istisna olarak içeri alınmış. Ancak, ünlü şarkıcının arkadaşları boş durmamış, Jean devi Levi Strauss'a olan biteni yetiştirmiş.

 Ardından, Levi's 501 için kullanılan sağlam kottan son derece şık ceket ve pantolon takımlar tasarlanmış. Ortaya çıkan bu kıyafete de 'Kanada Smokini' adı verilmiş. Üstelik bu kıyafet o zamanlar otellerde beyler tarafından bol bol giyilmiş.